Atilla GÖSTERİŞLİ
Köşe Yazarı
Atilla GÖSTERİŞLİ
 

25 YILDA UNUTAMADIKLARIM

  25 yıla bir de şu gözle bakalım. Hiç unutamadıklarımızdan. Tarih yalnızca yaşananların kaydını tutmaz; aynı zamanda geleceğe bırakılan bir mirastır. Gerçeği yazmak, hafızayı diri tutmak, unutulmasına izin vermemek, yalnızca bir gazetecilik sorumluluğu değil, aynı zamanda bir ahlaki zorunluluktur. Çünkü unutturulan her yanlış, tekrar eder. Unutturulan her çürüme, bir sonraki felaketin zeminini hazırlar. *** Aslında bütün niyet: ‘Ananı da al git’ sözüyle başladı. Çünkü arkasından, ‘onların analarını belleyeceğiz’ harekâtı başladı. *** Çocuk gelinleri hiç unutmadık. Ensar’da 45 çocuğun istismara uğramasını, ‘bir kerecikten bir şey olmaz’ sözlerini, Aladağ’da bir tarikat yurdunda yanarak can veren 12 çocuğumuzu da unutmadık. *** Gençlerimiz için çapulcu, sürtük haykırışlarını da unutmadık. *** Ermenek'teki maden faciası sırasında, "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" diyen madenci annesi Ayşe nineyi, Soma’da yerde tekmelenen Erdal’ı, Isparta’da günlerce elektriksiz kaldığı evinde 2.5 yaşındaki çocuğunu çay ocağında su kaynatarak ısıtmaya çalışan Sevinç anneyi, Gece, açlığını hissetmemek için erkenden yatan üniversite öğrencisi Kerem’i Fabrikada yemek karavanasındaki meyveleri çocuğu için cebinde saklayan işçi Mehmet’i de hiç unutmadık. *** Pamukova, Çorlu, Ankara tren kazalarında, Soma, Ermenek maden facialarında, Kahramanmaraş depremlerinde, Kartalkaya’ya yangınında ölenleri de unutmadık. ‘Madenciler güzel öldüler’, ‘Bunlar olayın fıtratında, kader planıdır’ diyenleri de unutmadık. *** Yangınlarda evi yananlar için ‘keşke benim de evim yansaydı’ diyenleri de, cenazelerin defnedildiği mezarlıklar için ‘benim de ölesim geldi, diyeceksiniz’ diyenleri de unutmadık. *** Yoksulluk artarken, sofralar küçülürken, ‘ Zeytini bir lokmada yemeyin’, ‘yemek porsiyonlarınızı küçültün’, ‘kuru ekmek buluyorsanız demek ki aç değilsiniz’ diyenleri de unutmadık. Hele ki, her gün yapılan zamlar için ‘ Bu zamları bir kendimiz yapmıyoruz; biz inanıyoruz ki bize bunu yaptıran Allah’tır’ diyenleri de hiç unutmadık. *** Yolsuzluk, hırsızlık derken; ‘ hırsızımız bizdense sorun yok’ diyenleri hiç unutmadık. *** Çoluk-çocuk ekran başındayken; ‘ Cibilliyetsiz, hain, soysuz, haysiyetsiz, siyasi sabık, beyni sulanmış, sicili bozuk, kanalizasyon çukuru, tezek, bahtsız bedevi, azgın azınlık, zillet’ sözlerini hiç unutmadık. *** Devletin ve siyasetin en üst makamlarında bulunan yöneticiler yalnızca ekonomik kararlar alan, yasalar çıkaran ve kamu hizmetlerini yöneten kişiler değildir. Aynı zamanda milyonlarca yurttaşın gözünün önündeki siyasal ve toplumsal rol modelleridir. Yöneticinin, siyasetçinin dili yalnızca “kişisel üslup” olarak görülmemelidir. Siyasetçinin kullandığı kelimeler: Siyasi rakibi düşmanlaştırabilir, farklı düşünen yurttaşı ötekileştirebilir, toplumdaki mevcut ayrımları derinleştirebilir, ve siyasi tartışmanın sınırlarını değiştirebilir. İşte bu nedenle 25 yıllık AKP iktidarını değerlendirirken yalnızca: “Ekonomi iyi miydi, kötü müydü?” “Yollar yapıldı mı, yapılmadı mı?” “Seçim kazanıldı mı, kaybedildi mi?”sorularını sormak yeterli değildir. Daha temel bir soru vardır: Türkiye bu 25 yılın sonunda birbirine daha fazla saygı duyan, farklılıklarıyla birlikte yaşayabilen, siyasi rakibini düşman değil rakip olarak gören bir toplum mu oldu? Çünkü ekonomi bozulabilir ve yeniden düzeltilebilir. Yanlış bir yasa değiştirilebilir. Bir hükümet değişebilir. Bir ekonomik model terk edilebilir. Fakat insanların özgüvenini, onurunu, birbirine duyduğu saygıyı ve birlikte yaşama iradesini aşındıran siyasal kültürün onarılması çok daha uzun zaman alır.
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı

25 YILDA UNUTAMADIKLARIM

 
25 yıla bir de şu gözle bakalım. Hiç unutamadıklarımızdan.
Tarih yalnızca yaşananların kaydını tutmaz; aynı zamanda geleceğe bırakılan bir mirastır. Gerçeği yazmak, hafızayı diri tutmak, unutulmasına izin vermemek, yalnızca bir gazetecilik sorumluluğu değil, aynı zamanda bir ahlaki zorunluluktur. Çünkü unutturulan her yanlış, tekrar eder. Unutturulan her çürüme, bir sonraki felaketin zeminini hazırlar.
***
Aslında bütün niyet: ‘Ananı da al git’ sözüyle başladı.
Çünkü arkasından, ‘onların analarını belleyeceğiz’ harekâtı başladı.
***
Çocuk gelinleri hiç unutmadık.
Ensar’da 45 çocuğun istismara uğramasını, ‘bir kerecikten bir şey olmaz’ sözlerini, Aladağ’da bir tarikat yurdunda yanarak can veren 12 çocuğumuzu da unutmadık.
***
Gençlerimiz için çapulcu, sürtük haykırışlarını da unutmadık.
***
Ermenek'teki maden faciası sırasında, "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" diyen madenci annesi Ayşe nineyi, Soma’da yerde tekmelenen Erdal’ı,
Isparta’da günlerce elektriksiz kaldığı evinde 2.5 yaşındaki çocuğunu çay ocağında su kaynatarak ısıtmaya çalışan Sevinç anneyi,
Gece, açlığını hissetmemek için erkenden yatan üniversite öğrencisi Kerem’i
Fabrikada yemek karavanasındaki meyveleri çocuğu için cebinde saklayan işçi Mehmet’i de hiç unutmadık.
***
Pamukova, Çorlu, Ankara tren kazalarında, Soma, Ermenek maden facialarında, Kahramanmaraş depremlerinde, Kartalkaya’ya yangınında ölenleri de unutmadık.
‘Madenciler güzel öldüler’, ‘Bunlar olayın fıtratında, kader planıdır’ diyenleri de unutmadık.
***
Yangınlarda evi yananlar için ‘keşke benim de evim yansaydı’ diyenleri de, cenazelerin defnedildiği mezarlıklar için ‘benim de ölesim geldi, diyeceksiniz’ diyenleri de unutmadık.
***
Yoksulluk artarken, sofralar küçülürken, ‘ Zeytini bir lokmada yemeyin’, ‘yemek porsiyonlarınızı küçültün’, ‘kuru ekmek buluyorsanız demek ki aç değilsiniz’ diyenleri de unutmadık. Hele ki, her gün yapılan zamlar için ‘ Bu zamları bir kendimiz yapmıyoruz; biz inanıyoruz ki bize bunu yaptıran Allah’tır’ diyenleri de hiç unutmadık.
***
Yolsuzluk, hırsızlık derken; ‘ hırsızımız bizdense sorun yok’ diyenleri hiç unutmadık.
***
Çoluk-çocuk ekran başındayken; ‘ Cibilliyetsiz, hain, soysuz, haysiyetsiz, siyasi sabık, beyni sulanmış, sicili bozuk, kanalizasyon çukuru, tezek, bahtsız bedevi, azgın azınlık, zillet’ sözlerini hiç unutmadık.
***
Devletin ve siyasetin en üst makamlarında bulunan yöneticiler yalnızca ekonomik kararlar alan, yasalar çıkaran ve kamu hizmetlerini yöneten kişiler değildir.
Aynı zamanda milyonlarca yurttaşın gözünün önündeki siyasal ve toplumsal rol modelleridir.
Yöneticinin, siyasetçinin dili yalnızca “kişisel üslup” olarak görülmemelidir.
Siyasetçinin kullandığı kelimeler: Siyasi rakibi düşmanlaştırabilir, farklı düşünen yurttaşı ötekileştirebilir, toplumdaki mevcut ayrımları derinleştirebilir, ve siyasi tartışmanın sınırlarını değiştirebilir.
İşte bu nedenle 25 yıllık AKP iktidarını değerlendirirken yalnızca:
“Ekonomi iyi miydi, kötü müydü?”
“Yollar yapıldı mı, yapılmadı mı?”
“Seçim kazanıldı mı, kaybedildi mi?”sorularını sormak yeterli değildir.
Daha temel bir soru vardır:
Türkiye bu 25 yılın sonunda birbirine daha fazla saygı duyan, farklılıklarıyla birlikte yaşayabilen, siyasi rakibini düşman değil rakip olarak gören bir toplum mu oldu?
Çünkü ekonomi bozulabilir ve yeniden düzeltilebilir.
Yanlış bir yasa değiştirilebilir.
Bir hükümet değişebilir.
Bir ekonomik model terk edilebilir.
Fakat insanların özgüvenini, onurunu, birbirine duyduğu saygıyı ve birlikte yaşama iradesini aşındıran siyasal kültürün onarılması çok daha uzun zaman alır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve duzcemeydan.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.