Girdisi Yüksek, Kota Düşük: Üreticinin Fındık Çıkmazı ve İktidarın ‘Pazar’ Bahanesi
Düzce’de her fındık sezonunda aynı senaryo, farklı oyuncular ve değişmeyen bir mağduriyetle karşı karşıya kalıyoruz. Tarlalarda sabahın ilk ışıklarıyla başlayan dökülen ter, harmanlanan emek; sıra pazarlamaya ve hak edilen karşılığı almaya geldiğinde bürokrasinin ve piyasa gerçeklerinin soğuk duvarına çarpıyor.
Geçtiğimiz günlerde AK Parti Düzce Milletvekili Sayın Ayşe Keşir’in dünya pazarları ve rekabet üzerine yaptığı değerlendirmeler, iktidarın fındık meselesine bakış açısını bir kez daha net biçimde özetledi. Keşir; ABD, Şili ve Ukrayna gibi ülkelerdeki rekolte artışlarına, fiyat düşüşlerine dikkat çekerek “Fındığı satamazsak verdiğimiz fiyatın anlamı kalmaz” kurgusu üzerinden bir nevi üreticinin beklentisini aşağı çekme veya sorumluluğu küresel piyasa şartlarına havale etme yolunu seçti.
Ancak masanın diğer tarafında, toprağın başında duran üreticinin yaşadığı gerçekler çok daha somut ve yakıcı.
İYİ Parti GİK Üyesi Yunus Özay Er’in haklı ve yerinde sorularıyla gündeme getirdiği gibi; mesele sadece küresel pazarın kaç dolara fındık sattığı değil, iç pazarda üreticinin bizzat kendi devleti ve kurumu eliyle tüccara nasıl mahkûm edildiğidir.
Somut bir tabloyla yüzleşelim:
Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kotaları nedeniyle 10 dönüm bahçesinden bilinçli tarım yaparak 2 bin 500 kilogram fındık alan bir Düzceli üretici, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) ancak 1 bin 500 kilogram ürün teslim edebiliyor. Peki, toprağına iyi bakan, gübresini, budamasını aksatmayan bu üreticinin elinde kalan 1 ton fındık ne olacak?
Toprağına iyi bakmak, verimi artırmak bu ülkede bir ceza mıdır?
İşte arıza tam olarak buradadır. Üreticiye her fırsatta “sabır” tavsiye eden, küresel rekabeti bahane gösteren iktidar; tarladaki reel üretimi görmezden gelen ÇKS kotası engellerini, TMO’nun randıman ve teslimat şartlarındaki zorlaştırıcı prosedürlerini neden düzeltmiyor?
Sayın Keşir Türkiye’nin pazar payının %90’lardan %60’lara düştüğünü söylerken haklıdır; ancak bu düşüşün temel sebebi, yıllardır sürdürülen öngörüsüz tarım politikaları ve üreticiyi korumaktan uzak TMO uygulamalarıdır. Üreticinin elindeki kaliteli ürünü alım şartlarıyla zorlaştırıp tüccara el açtıran bir sistem, küresel pazarda rekabet edebilir mi?
Üreticinin akla, sabır telkinine ya da dünün %90’lık pazar payı hikâyelerine değil; emeğinin tam karşılığını alabileceği adil bir sisteme ihtiyacı var. İktidarın görevi, rekabeti gerekçe gösterip fiyat baskılamak değil; TMO’yu üreticinin gerçek sığınağı haline getirmek ve "fırsatçılara" karşı Düzceli çiftçiyi amasız, fakatsız korumaktır.
Çünkü fındık satılamadığı için değil, üretici el üstünde tutulmadığı için bu topraklar güç kaybediyor.
