Ekonomi ve siyaset iç içe geçmiş iki hayati gerçekliktir ve birbirlerinden ayrı ele alınamazlar. Bugünlerde bunu çok net olarak gözlemliyoruz; biri otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi diğeri ise Üsküdar belediyesindeki seçimler.
***
Tarih: 1983.
Seçimleri öncesinde Turgut Özal, TRT’deki tartışma programında Boğaziçi Köprüsü’nü satma fikrine karşı çıkan Halkçı Parti lideri Necdet Calp’a “Satarız kardeşim satarız. Hem de çok iyi satarız. Alan da çıkar” demişti.
***
Tarih: 2003.
AKP Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, TEKEL, TÜPRAŞ ve THY gibi kamu kurumlarının özelleştirilmesi ve satış süreçleriyle ilgili basın mensuplarına yaptığı açıklamalar sırasında, peçeyi biraz daha kaldırıyor ve “Babalar gibi satarız” diyordu.
***
Unakıtan ‘satışa’ TEKEL’le başlamıştı. Basın açıklamasının sonunda da şunu söylüyordu: “Likör fabrikasını almak isteyen varsa bana yollayın”
***
Ekonominin başına Başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener geçti. AKP’nin kalkınma planını açıkladı. Limanlar satılacak, Tüpraş, Petkim, Telekom, madenler, bankalar, köprüler, otoyollar satılacaktı.
Milleti de satarak kalkındıracaklarına inandırdılar.
O gündür bugündür hâlâ satıyorlar.
***
Çeyrek asırdır toplumu müşteri, idareyi şirket gibi gören ve bunu açıkça söylemekte beis görmeyen bir ekonomi siyaseti izliyoruz.
***
Üsküdar belediyesindeki ‘tiyatroyu’ herkes izliyor.
Karşımızda demokrasi adına çok vahim bir tablo durmaktadır.
Çünkü seçim sandığından çıkamayan AKP, daha önce ele geçirdiği iktidar aracılığıyla devletin yargısı ve kolluk güçlerini halkın iradesinin aksine kullanmaktadır.
Elbette ortada siyasal iktidarın uzun süredir uyguladığı, seçmenin kararını etkisizleştirmeye yönelik sistematik bir yöntem var AKP’nin kazanamadığı belediyeleri seçimsiz bir şekilde işgal etme durumu devam edecek.
***
Amaç; “Umudun yok edilmesi, insanların şaşkın hale getirilmesi...”
Aslında niyet ve hedef çok belli:
AKP ve Erdoğan’ın aleyhine siyaset yapmak, Türkiye’nin aleyhine siyaset yapmaktır”.
