Korku duygusu Türkiye’de siyaset masasının değişmez ayaklarından biridir. Baskı, yasak, hapis, işkence, hatta ölüm siyasi tarihimizin değişmez parçası olmuştur.
“Kötülük” yalnızca iktidar saflarında değil, muhalefette de, sıradan insanlar arasında da, halk içinde de yaygın. İnsanlar arasında bencilliğin, kabalığın, şiddetin, başkalarını düşman görmenin oldukça yaygınlaştığı bir dönemde olduğumuz söylenebilir.
***
Tüm bunların sebebi; demokrasinin devre dışı kalması ve hukukun göz ardı edilmesidir. Bu da iktidarın tercihidir. Son olaylara bakıldığında sadece operasyon yapılmadı, sadece transfer yapılmadı, sadece yargı devreye sokulmadı, sadece bürokrasi AKP'ye çalışmadı. Hepsi aynı anda aynı hedef için harekete geçti. Cumhuriyet'in çok partili hayata geçmesinden bugüne kadar biriktirdiği ne kadar demokratik kural varsa aynı anda hepsi yerle bir edildi. Sebep; muhalefeti etkisiz hâle getirmekti.
***
Halkın ezici çoğunluğu durumundan memnun değil. Ücretlinin iki yakası bir araya gelmiyor, emekli havlu atmış, şirketler kepenk kapatma yarışında. Bir avuç zengin dışında kalan tüm toplumsal kesimler burnundan soluyor.
İktidarın insanları yoksullaştırması yalnızca beceriksizlik değildi. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diye ekonomiyi inada teslim ettiler. Maaşlar eridi, emekli pazarda, dar gelirli markette hesabını kuruş kuruş yapmaya başladı. Krizin faturasını çıkarırken adres hiç şaşmadı. Fatura her zaman emekçiye, emekliye, dar gelirliye kesildi.
***
Bugün yaşadıklarımız ne olursa olsun, sonsuza kadar böyle gitmeyecek... Siyasette tablolar er geç değişir, değişecek.
Lakin; neredeyse devlet olmuş bir iktidarı alışagelmiş bir seçim süreci ile yenmek, değiştirmek mümkün değil. Bir partiyle, bir adayla bunu yapmak imkânsız.
Sandık, iktidar için artık halkın rızasını aldığı ve toplum nezdinde meşruiyet sağladığı bir karar merci olmaktan tümüyle çıktı.
Kazandıklarında “millî irade” diyerek kutsadıkları ve dokunulmaz ilan ettikleri seçimler, sonuç kendi istedikleri gibi çıkmadığında adliye koridorlarında, bürokratik engellerde ve idari kararlarla düzeltilmesi gereken birer aksaklığa dönüştü. İktidar, risk gördüğü, kaybettiği ve kontrol edemediği her yerde halk iradesini yok saymayı bir yönetim yöntemi haline getirdi.
***
Sandığın ve seçimin sembolik bir onaya dönüştürülmek istendiği, hukukun askıya alındığı bu karanlık tabloda tek çıkış yolu, egemenliğin gerçek sahibinin, yani halkın doğrudan sahneye çıkmasıdır.
Halkın salt pasif bir "seçmen" kalıbından sıyrılıp, aktif yurttaşlık bilinciyle kendi iradesine, emeğine ve ülkesinin geleceğine sahip çıkması hayati bir zorunluluktur. Bunun için yurttaşlık bilinci içinde olayları gözlemlemek, her türlü çürümeden uzak durmak ve buluşmamak, doğrudan yana olmak, örgütlü bir halk iradesiyle hareket etmek gerekiyor.
